30 Aralık 2012 Pazar

Yine, yeni, yeniden.....

Yeni kararların zamanıdır yeni yıl. Şapkanı önüne koyup düşünmenin. Muhasebe yapmaktır bir nevi. Ders çıkarmak gerekir olandan bitenden. Cesur olmak şarttır esasen bu yeni başlangıçta, eskiyenleri kapının önüne koyacak kadar, sandıkları boşaltacak , şöyle bir havalandıracak kadar hayatını. Eksiği , gediği farketmek, fazla olandan , yük olandan ayrılmak için süper bir zamandır. Ama bir yanılgımız vardır çoğu zaman; sanırız ki yeni yıla uyandığımız sabah bütün hayaller gerçek olmaya başlayacak, sanırız ki yeni kararlar kolayca uygulanacak, kapılar tek tek açılacak . Bu yüzdendir yeni yılın daha 2. gününde uzaklaşmaya başlamamız ümitlerimizden , bu sene de gerçekleşmeyecekler diye. Halbuki koskoca evrende bir kum tanesi olduğumuzu unutmayalım. Bu büyük enerjinin içinde bizim de payımıza düşen nice renkler, nice mucizeler var şüphesiz. Bu yüzden sarılalım bu yıl tüm hayallerimize. Yeni yılın 2. sabahına birincisinden daha da ümitli , daha da mutlu uyanalım. İnanalım ki geçen hergün bizi biraz daha yaklaştırıyor özlediklerimize , beklediklerimize. Sahip olduklarımız için minnettarlık duyarak, sahip olmayı düşlediklerimize, hayallerimize dört elle sarılarak huzurlu, coşkulu, heyecanlı, neşeli, yuvası ferah ruhu refah içinde mükemmel bir yıl geçirmemizi dilerim benim ve benim ne yazdığımı merak eden herkesin.

27 Aralık 2012 Perşembe

Ece.....


Ben onu çok yıllar önce tanıdım. Kendine göre bir duruşu, kafa tutuşu vardı herkese ve herşeye ,küçücük bedenine, kaşık kadar suratına inat. Doğru bildikleri vardı, özlem duydukları ve sahip çıktıkları.Benim gibi pamuklara sarılmış bir hayat yaşamış bir genç kız için çok çok büyük mücadeleleri vardı. Önce hayretle izledim onu, bilindik klişelerle cevaplamaya çalıştım kafasındaki soruları. Ortak heyecanlarımız yakınlaştırdı bizi kısa sürede. Belki de Tanrının eşsiz planının bir parçasıydı ikimizin de kızının olması bir kaç ay arayla. Konuşacaklarımız, paylaşacaklarımız çoğaldı her geçen gün. Sonra çok geçmeden bir de baktım ki hayatımın tam ortasında, en göbeğinde kocaman bir yeri olmuş asla vazgeçemeyeceğim. Nice yollardan yürüdük beraber, ne virajları aldık , bazen de alamadık, ne yollardan geri döndük, nice yeminleri bozduk, çokça ağladık , bolca güldük. Neler neler birikti yıllar içinde. Korkularımız da , umutlarımız da , sevinçlerimiz de , hayallerimiz de birbirine karıştı. Ben ne zaman güzel bir şey görsem o da görsün isterim. Hoş bir melodi duysam onu ararım.Her yer onunla güzel, herşey onunla başedilebilir benim için. Bu hayattaki en büyük başarımdır benim bu dostluk. Ne iyi etmişim de nereye gitse peşinden gitmişim , ne yapalım dese bir denemişim. Çok hayalimiz var onunla .Bir gün o hayaller gerçekleşecekse eğer mutlaka yanımda o da olsun isterim. Her doğumgününde de Tanrının kapılarının sonuna kadar açık olduğuna inandığımdan dilerim ki her istediği gerçek olsun çünkü benim arkadaşım herşeyin en iyisine layıktır.

9 Aralık 2012 Pazar

Zerafet mi Özgürlük mü

Bazı insanlar her zaman şık olmalıdır. Zerafet yaşam biçimleridir.Herkese karşı nazik ve kusursuzdurlar. Nerede ,hangi ruh halinde olurlarsa olsunlar , onlardan beklenen ölçülü , ne yaptığını bilen , kontrollü davranışlardır. Dışarıdan bakıldığında hiçbir zaman zıvanadan çıkmayan , aşırı üzülmeyen , asla dibe vurmayan resimlerdir onlar. Hayranlık uyandırırlar ama asla haklarında derin derin düşünülmez. Çünkü onlar gerçek olamayacak kadar öz güvenlidirler. Onlar kimseden bir şey beklemez çünkü tek başlarına da muhteşemdirler. Yardıma asla ihtiyaçları olmaz ; sadece onlara ihtiyaç duyulabilir ve o anda , o yerde mutlaka olup elinizi tutandır onlar.Öyle bir motivasyonla büyümüşlerdir ki onların ruhunda sürekli bir hata yapmama telaşı , eleştri almama çabası vardır çünkü bir taraftan süregelen inancın devamını sağlamaya çalışırlar , bir yandan da kimseyi hayal kırıklığına uğratmama arzusunu taşırlar. Ama unuttukları ve haklarında unutulan bir gerçek vardır ki aslında onlar da herkes gibidirler ; kusurları , zaafiyetleri olan , ulaşamadıkları hayalleri için dua eden , hatta bazen çaresizlikten kabına sığmayandır onlar da herkes gibi. Onlar da ellerinde olandan fazlasını arzu ederler aslında ya da onlar da başkalarına bakıp onların kusursuzluğundan ilham almak isterler. Tüm ruhlarını açtıkları ya da onları en yakından tanıyanlardan beklerler o hassas dokunuşu hayatlarına ama bazen bir bakışları ya da acımasız bir yorumlarıyla sarsılırlar. Kimse bilmez çoğu zaman o beklenen duruşu sağlamak için sarfettikleri çabayı. Kendin için yapmak , en önemli benim demek , önce kendini düşünmek felsefelerinden heyecanlansalar da beklentilere cevap vermek heyecanı ayakta tutar onları , zayıflığın lüksünden uzak tutmak pahasına kendilerini.O kadar kaptırırlar ki kendilerini bu duruşa , onlar bile eleştirirken bulurlar kendilerini zayıf bir davranışla , bir kontrolsüzlükle karşılaştıklarında.Ama kendini deliliğe vurmuş,  hayatı uçlarda yaşayanlardır aslında onların kaçırdıklarını yakalayanlar.Çok iyi tanırım böylelerini ben çünkü yıllardır yaşıyorum bunun gibisiyle.

18 Kasım 2012 Pazar

 Tanıdık insanlar, bilindik mekanlar,aşina sesler, insanı alışık olduklarıyla bir arada tutan şeyler iyidir aslında. Risk yoktur o durumda.Ne yapacağını nasıl yapacağını çok iyi bilirsin . Ne telaşa gerek vardır, ne ince ince hesaplamaya......Bir garip huzur ve ne yaptığını bilme hali hakimdir duruma. Ama yine de içinde bir şey başlar bir süre sonra ince ince kanırtmaya.Rutini sorgulamak, yeniliklerden medet ummak, uçup giden zamana odaklanmak kaçınılmaz gerçek olur.En iyi bildiğimde midir huzur yoksa belki de hiç denemediğimde mi diye sorarsın kendine.Ben  her pazarı pazartesiye bağlayan gecede sorgularım rutinimi. Sonra pazartesi akşamüstüne vardığımda' başladıysa bitmiştir' felsefesine sığınır kocaman bir ironi yaşamaya başlarım çünkü aslında itirazım, telaşım yetişemediğim, çok çabuk akıp gitmesinden memnun olmadığım zamanken onun geçeceğini bilmek tesellim olmuştur.Galiba hayat da bu koskocaman tezattan ibaret.Ama ben pazar akşamından güç alarak derim ki belki de tüm farkı yaratacak olan da gidilmemiş yola girmeyi göze almaktır.

Rober Frost'un çok sevdiğim bu şiiri bu duyguyu.hayatı .insanın ikilemini. arayışını ne güzel anlatıyor.

gidilmeyen yol

sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
ikisinden birden gidemediğim ve yoldaki
tek yolcu olduğum için üzgün, uzun uzun
baktım görene kadar birinci yolun
otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;
sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
gidilmeye daha çok hakkı vardı; oysa
oradan gelip geçenler iki yolu da
eş ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,

ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
hiçbir adımın karartmadığı yapraklar içinde,
 
ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
merak ettim geri gelecek miyim diye.
 

iç geçirerek anlatacağım bunu ben,

nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
 
ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.


çeviri: suphi aytimur
 

28 Ekim 2012 Pazar

46 oldu.....


O değişik bir adam ; seçkin zevkleri olan biri. Jazz, Blues dinliyor, Sade'den , Nat King Cole 'dan Phil Collins'den keyif alıyor. Norah Jones dedin mi akan sular duruyor. Arkadaş muhabbetlerimizde ilerleyen saatlerde, O, bizim aksimize asla Ahmet Kaya’ya bağlamıyor. Herkes Tarkan hayranıyken o Musti diyor. Sezen Aksu ona hitap etmiyor. O Ajda'cı. Pazar sabahları mutlaka Western seyretmek istiyor. Stewart Granger, Clint Eastwood , John Wayne favori aktörleri. Ona göre magazin programları hiç eğlenceli değil. Kışın bile tatil yapacaksa Bodrum, Marmaris, hatta Kaş, Kalkan 'a gidilmeli ona göre. Uludağ'da Kartalkaya'da kaymaya gitmek son derece fuzuli. Motorsiklete binilecekse Chopper, tekneyle gezilecekse Gulet, araba alınacaksa Mustang , arabada müzik dinlenecekse frekansımız Lounge FM olmalı. Sevdikleri sevmedikleri konusunda da son derece fanatik.  Atatürk'ün portesi evin salonunda asılı olmalı, rakı içilecekse kadeh öyle her seferinde tokuşturulmamalı, şarkı söylenecekse Şecaattin Tanyerli'den bir tango patlatılmalı, bir yere gidilecekse mutlaka vaktinde orada olunmalı, bir spor yapılacaksa o mutlaka Beşiktaş armalı bir formayla yapılmalı, hergün mutlaka Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan okunmalı. Ayakları yere basan, risk almayan, fazlasıyla gerçekçi yapısı hayal kurmasına bile izin vermezken evrenden istemek, pozitif düşünmek, melekleri yardıma çağırmak gibi kavramlar onu sadece güldürüyor. Bunun yanında şehit haberlerinde hüngür hüngür ağlayıp günlük hayata dair haberlerde bile gözleri yaşarabiliyor. Ona göre bir evde kadının görevleri , erkeğin görevleri diye birşey yoktur.Kendi başına evin eşyalarının yerini değiştirmek, deep freezedeki şeyleri ayıklamak, bardakların yerini değiştirmek, evdeki bazı eşyaları birilerine vermek onun sıklıkla yaptığı şeyler. İlaç çekmecesi rutin aralıklarla kontrol edilir, tarihi geçmişler atılır, bazıları kullanılmış ilaçların boş bölümleri kesilir. Ona göre balık asla deep freezede saklanmaz , cüzdan her akşam aynı yere konur, evdeki çiçekler düzenli olarak sulanır,eve girdiğimizde yapılacak ilk şey balkonu yıkamaktır. Her konuda bilgisi vardır; ki bu yüzden de profesördür onun arkadaş meclisindeki lakabı. Yapılan her öneriye birinci saniyede verdiği desteklemeyen tavırdan ötürü de muhalefete çıkmıştır adı ama herkes bilir ki en çok da o keyif alacaktır yapmaya yanaşmadığı aktiviteden. Böyle ardı ardına sıralayınca daha net görülüyor ki bir renktir , bir çeşittir O hayatlarımızda. Yokluğu fark edilir, varlığı lezzet katar sofralara…..

25 Ekim 2012 Perşembe

Bayrama dair

Biz senin cok sevdigin gibi toplaniyoruz gene her bayram canim babam. Annem her zaman yaptigi gibi ziyafet sofrasi kuruyor gene. Onlarca insan sen oradaymissin gibi kosa kosa gene geliyor BIZIM evimize. Sadece bulusma yerimiz degisti. Hemen BIZE gitmiyoruz, once senin yanibasinda bulusuyoruz artik. Seninle bayramlasarak basliyoruz herzaman yaptigimiz gibi gune. Evet birkac bayramdir biraz buruk basliyor bayram sabahlarimiz. Ben pek sevmiyorum acikcasi bu bayramlari artik. Ama etrafa bakinca BIZIM evde seni hissediyorum cok fazla. Tanisamadiklarin var aramiza sen gittikten sonra katilan. Tanisan hepsini cok severdin. Onlar sanki seni taniyor gibiler. Comertliginden , paylasmayi ne kadar sevdiginden,misafirperverliginden bahsetmedigimiz bir bayram yok cunku. Bir yerlerden sofranda oturan onlarca insana bakip gulumsedigini bilmek bile guzel. Her bayramda ozlemek var malesef seni.

19 Ekim 2012 Cuma

İşin Sırrı

İçindeki çocuğu öldürmemektedir işin sirri. Gülebilmekte gözünden yaş gelinceye kadar.... Gündüzken hayallere dalabilmek, deli gibi özlemektedir.. Sevginden çıldıracağını sanarken öfkeden delirebilmekte. Bir saniyede hayatini değiştirme karari verebilirken aylarca düşünüp bir küçücük adım atamamakta. Bir sırt çantasi dünyayı dolaşmaya yeter sanıp 'Bu benim hayatim , istedigim gibi yasarim' a deli gibi inanmaktadir. Dünyaya tek başına karsi koyarsin sanmaktadir. İsin sirri hayat seni yontmaya eğmeğe bükmeye çalışırken ; mantık, duygularla savaşa girismişken , yine de hayata meydan okuyabilmektedir.

16 Ekim 2012 Salı

Sımsıkı yapışmıştı elindekilere, kaptırmamak için gelip geçene.... Uzun zamandır da fırsatı olmamıştı avucunu açıp bakmaya ; düşünmemişti bile gerçekten lazım mıydı avucundakiler hala ya da en kolayı mı buydu ? Kötü hissetmez miydi insan kendini elde avuçta bir şey kalmayınca....Ondan mıydı bu sadakat? Gerçekten eksik hisseder miydi acaba bırakıverince usulca elindekileri. Hem bırakınca bir kez olsun, kaybetmiş mi sayılırdı onları ?Onca yılın sadakati, özverisi o kadar da vefasızca terk mi ederdi o sıcacık yuvasını? O anda şimşek gibi çaktı beyninde tüm sorularının tek cevabı: 'İşte' dedi 'işte bu emin olamama halidir insanı vazgeçirmeyen avucundakilerden....' .Çok geçmeden bir bakın derim elinizdekine, avucunuzdakine... Belki de sadece elinizi meşgul ediyordur....Aslında onlar olmadan da siz aynı sizsinizdir belki de...

30 Eylül 2012 Pazar

Beraber büyümek....


    
'37 yıldır sahnelerdeyim 'dedi dün ve ekledi ' Allah beni neden buna layık gördü bilmiyorum ama bana geleni herkesle paylaşmam gerek diye düşünüyorum.' Ve her şarkıda , her ezgide büyüdü ,büyüdü o mini minnacık serçe ..... Ben 40 yaşındayım ve kendimi bildim bileli onun her yeni şarkısında yeni bir evreyi yaşıyorum. Ergenliğin tavan yaptığı yıllarda , ilk aşk sancıları çekerken , platonik platonik hayaller kurarken geçer geçer daha öncekiler gibi, sen ağlama dayanamam, geri dön, beni unutma'da buldum hayallerimin aşkını, ayrılığını, kavuşmasını....O yıllarda öğrendim ağlamanın insanca, coşkulu ve güzel birşey olduğunu.O gün bu gündür hiç sakınmadım göz yaşlarımı kimseden ya da hiçbir şeyden… Daha kendimi bulmaya başladığımda dudağımda şu sözler vardı: 
Ben her bahar aşık olurum
Rüzgar olur yağmur olurum
Filizlenir anılarda gururum
Ta
şar içimden ruhum
 Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan, kızgın çöllerde rastlanmayan büyülü rüyalardan,kolay kolay taşınmayan doludizgin duygulardan,yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek olduğunun cesaretini aldım onun şarkılarından.. Aşkı bulduğumda , herşeyden vazgeçmeye hazırken  şu satırları mırıldandım : 
Sazlarım vardı
Irmaklarım vardı
Çakıl ta
şlarım vardı benim
Ama sen ba
şkasın
Anlıyor musun
Ba
şkasın       
Eşim dostum vardı etrafta hayatı sorgulayan seçimlerinden ötürü. Onlarla ağlarken mırıldandık çok zaman ikili deliliği yalvararak sevdiğimiz ama vazgeçemediklerimize:
Lütfen
Görmeyeyim seni
Bir yerlerde karsima çikma
Konusmayalim, bakismayalim
Ne olursun

 Bazense daha cesurduk ve vazgeçtik onun satırlarında gözlerden , sözlerden.
Sonra duygular durulmaya başladı onunla beraber ama hesaplaşmalar hiç bitmedi. Gün oldu ya hayat çok insafsız geldi ya da küçük bir boşluğumuzdan yakalandığımızda gemileri yaktık ,çok da canımız yandı ve bir de baktık ki kendimize yıldızlardan bile uzaktık. İşte o zor zamanlarda tavsiyeler bile aldık ondan. Bazen daha fazla olduğunda her şey,eşikten atladığımızı hissettiğimizde, anlam azaldığında, radyoyu açıp şarkı tutmayı ya da kitap okumayı hatta balkona çıkıp bağırmayı ondan öğüt aldık.Çünkü öğrenmiştik artık zehrin dışarı akmadan yüreğin yıkanmadığını.O yüzdendir belki de sık sık aldık elimize mikrofonu şarkılar söyledik avaz avaz.
Daha büyüdük büyüdük ,  baktık aslında herkes yaralı
Ne zaman canın yansa bu kadar derinden
Sanırsın mümkün de
ğil bir daha üzülmen
Ne inat ne gözü kara ne dayanıklı yürek
Acıyor aynı yerden her
 şeye rağmen
Ne akıl kar ediyor ne fikir o sırada
Biliyorsun geçiyor zamanla ama ne fayda 
Tam bunlarla baş ediyorum derken ne yazık ki kayıplarımız oldu hayatta .  Büyüdükçe kaybettik bazen beraber yola çıktıklarımızı onunla beraber ve ben evde söyleyip annemin yol arkadaşsız kalışına ağlarken biliyordum ki orada bir yerlerde o da kaybettiği canlarına ağlıyor ve kızıyor onlara şu satırlarda , aslında annem de için için babama kızarken:
Ben sana küsüm aslında, haberin yok
Koyup gitti
ğin yerde kötülük çok
Kime kızayım, nazım senden ba
şka kime geçer?
Benim sensiz kolum, baca
ğım, ocağım yok . 
 Veee bir de baktık ki ne kadar eskidenmiş her şey . Çok eskide kalmış gibi geldi zaman nedir bilmediğimiz , herkesle arkadaş olduğumuz, şarkıların bu kadar incitmediği günler. Baktık ki o da satırlarında boş çerçevelerden , geçip giden gençlikten kimsenin bize ihanet etmediği ,bizim kimseyi aldatmadığımız, kimseye küsmediğimiz ,kimsenin ölmediği günlerden bahsediyor ve bize de çok eskidenmiş gibi geldi onunla beraber. Sonra istedik ki başımızı omzuna yaslayalım sevdiğimizin ve yeniden başlayalım hayata özlediğimiz o yerin hayalini kurarken... Sonra hep aynı şey oldu ve silkelendik küllerimizden doğduk , hadi bir Sezen gecesi yapalım dedik .Bu kez de onun fıkır fıkır , hayati tiye alan halinden birşeyler söyledik , hayata inat, kadere inat.Kahpe kader derken göbek atmaya , çat diye çatlamak üzereyken , neresinden tutup düzeleceğimizi bilemediğimizde, hatta kendimizi boğasımız geldiğinde çakkıdı çakkıdı oynamaya başladık.
 Onunla beraber büyümek güzel….



16 Eylül 2012 Pazar

Moral- motivasyon

Morale ihtiyacim oldugunda girer devreye savunma mekanizmam. Gucsuz durmama , yenik durmama izin vermez. Bir anda degistirir bakis acimi ve ben kendime bile aciklayamadigim bir sekilde taze hissederim kendimi. Cunku bilirim ki ben, sular akarken , zaman gecerken hayat durup da beni beklemeyecek. Hayattan mola almak en buyuk lukstur aslinda. Eger mola hakkin yoksa soluk almalarin da kisa ama sık olmali. Gecen zamana inat ben de aldim alacagimi bu hayattan diyebilmeli. Hayattan tad almaniz dilegimle iyi pazarlar....

6 Eylül 2012 Perşembe

yine mi sonbahar?

Tuhaf duygular yaratıyor bu sonbahar bende.... Onu sevmemi istemiyor gibi sanki... Sadece yaprakların değil sanki hayatımın renklerini çalıyor gibi hissediyorum. En güzel doğa manzarasında bile sarıya çalan bir hüzün.... Sevdiğim herşeyden ve herkesten uzaklaştırıyor sanki beni yarattığı duygulardan sebep....Sonbahar kapıdan ceeee deyip baktığında ben kendimi torlanıp toparlanıp terkederken buluyorum sevdiğim şeyleri , sevdiğim yerleri , sevdiğim duyguları... Umarsızlık uzaklaşıyor ilk benden. Dörtnala üstüme üstüme geliyor sorumluluklar , bağlılıklar.... Daha çabuk canı sıkılan , daha çabuk isyan eden , daha az kendine vakit ayıran hatta daha az hayal kuran , kurabilen birine dönüşüyorum.... Ben her yaz o parlak mavilikte, o duru yeşillerle söz veririm bu sonbaharın farklı olacağına ama sonbahar hiç yardım etmez  hiç kolaylaştırmaz işimi kararımı uygulamaya çalışırken.... Derdi nedir bu sonbaharın?

5 Eylül 2012 Çarşamba

EL ELE ......



Hayat arkadaşlığının anlamını keşfediyorum bugünlerde.... Evet , aslında yıllardır evli birisi olarak hayat arkadaşı olmanın ne demek olduğunu yeni yeni öğretiyor hayat bana ; hem de Canlarımın hayatlarına tatsız birkaç dokunuş yaparak.' Seviyorum, seviliyorum ; aşkımızın bir de meyvası var ' klişelerinden çok öte birşey olduğunu..... Aslında hayat yolunda önüne çıkan onca engelde ' Ne mutlu ki yalnız değilim' diyebilmenin, ' Çoluk çocuğu boşver ; sensin benim yanıma kalan ' duygusunun anlamını.... 'İyi günde , kötü günde , hastalıkta , sağlıkta , ölüm sizi ayırıncaya kadar ' derler ya evlendirirken birilerini işte onun gerçekten ne demek olduğunu kavrıyorum artık. Çok sevdiğin , çok yakınındaki insanlar birbirlerine sıkı sıkı tutununca zor zamanlarında , birbirlerinin gözlerinin içine bakarken onsuzluğun sızısını hissettiklerini görünce , yolun başında bu kadar derinlemesine bir şeyler hissetmezken yıllar içinde birbirlerine nasıl da kenetlendiklerini görüyorum. Ama biliyorum ki herkes bu kadar şanslı değil . Ne beraber yaşlanacak kadar ne de beraber yaşlanırken nice dostluklar , nice tatlar , nice keyifler biriktirecek kadar... Galiba önemli olan ölüm ayırmaya karar verince sizi sevdiklerinizden ,  hala 'ne iyi olmuş da kesişmiş yollarımız' diyebilmek .... Mutlu edebildiğiniz , beraberken mutlu olabildiğiniz insanlarla bir ömür geçirmeniz , geçirmemiz , pişmanlıklarını hatırlamayacağımız bir hayat yaşayabilmemiz dileklerimle.....     

9 Haziran 2012 Cumartesi

Anasının kuzusudur o....

Büyüyoruz ama nasıl? Kendim büyürken anlamadım da kızım büyürken anlıyorum nasıl hazırladığını hayatın bizi daha zoruna daha zoruna.Nice sınavlardan geçiriyor insanı hayat,birilerinden ayırıyor,haksızlığa uğratıyor bazen ya da fırsatlar çıkarıyor önüne ikaz etmeden.Bazen yanından usulca geçiveriyorsun bir felaketin ya da şahanenin, bazen de gümbür gümbür davullar zurnalar çalınıyor hemen kulağının kenarında.Ben şimdi buradan baktığımda görüyorum kaçan ya da yakalanan fırsatın hayat çarkını aslında nasıl da farklı yönlerde çevirdiğini ama biliyorum ki kızım da kendi hayat akışını dışarıdan bir göz gibi izlediğinde ne çok şey biliyor olacak hayat hakkında ama ne kadar da çok kaçırmışım hayatı diyecek.Umarım hayat ona öğretirken bir şeyleri çok ama çok cömert davranır ve bilir ki o kaç yaşında olursa olsun anasının kuzusu.....

17 Mayıs 2012 Perşembe

Tuzlu Kuru Pasta

Salçalı ve dereotlu olmak üzere 2 çeşit için

-2 yumurta akı (1 sarısı üzeri için ayrılacak)
-2 yk yulaf kepeği(tepeleme)
-1 yk yağsız yoğurt
-200gr yağsız beyaz peynir(ben aknaz kullandım.lor da kullanabilirsiniz)
-1 çay kaşığı karbonat
-1 çay kaşığı sirke(karbonat-sirke ikilisi kıtırlık veriyor.eğer karbonat yoksa 1 tatlı kaşığı kabartma tuzu kullanıp sirkeyi es geçebilirsiniz.)
-1/2 çay kaşığı mahlep
-1 avuç dereotu
-1 tatlı kaşığı domates salçası(katkısız)

Yumurta akı,yoğurtla çırpılır.Kepek,mahlep ve rendelenmiş peynir ilave edilir ve iyice ezilerek karıştırılır.Karbonat ve sirke eklenir.
Karışımın yarısı ayrılır.Bir yarısına salça,diğer yarısına incecik doğranmış dereotu eklenir ve iyice karıştırılır.
Muffin kalıplarına 1'er yemek kaşığı olarak paylaştırılır.Üzerlerine yumurta sarısı sürülür.(çok az çörekotu ve pulbiberle süsledim ben) 170 derecelik fırında  yaklaşık 30dk pişirilir.(turboda üzerleri hızlıca kızarıp içi yumuşak kalabilir.normal alt-üst ısıtıcıyla pişirin.)
Piştikten sonra fırından çıkarılmadan soğuyana kadar dinlendirilir.

Dukan puding

200 ml light sütün icinde 1 yemek kasigi misir ununu eritin. O bir kenarda beklerken 200 ml sütü ocakta 1 yemek kasigi yagi azaltilmis kakaoyla karistirarak pisirin. Kaynamaya baslayinca misir unlu sütü yavas yavas ilave edin. Kaynarken iyice yogunlasana kadar karistirin. Sonra 2 yemek kasigi splenda ve 30 gr light krem peyniri icine karistirin. 4 kaseye paylastirin. Cok leziz ve aslini aratmayacak bir puding olacak. Afiyet olsun.

Dukan diyetinde yulaf kepeği tüketmek için bir kaç öneri

Dukan Ekmeği
1 yumurta
2 dolu yemek kaşığı light yoğurt
2 dolu yemek kaşığı yulaf kepeği (atakta 1,5 kaşık)
1 çay kaşığı kabartma tozu
Malzemeleri iyice çırpın.Mikrodalgada 5 dakikada mükemmel bir ekmeğiniz olsun.
Bunun içine çörek otu, pul biber, biberiye gibi baharatlar kattığınızda ekmeğiniz çok daha lezzetli olur.
Hatta seyir evresinde kurutulmuş domatesi biraz sıcak suda bekletip küçük küçük doğrayıp ekmeginize ekleyebilirsiniz.Ben bazen yogurt yerine lor peyniri koyup içine maydonoz kıyarak leziz çörekler bile yapıyorum.
Bu ekmeği tavada kızartabilir, light kaşarla tost yapabilirsiniz.Ya da mikrodalgadan çıkmış ekmeğinize light krem peynir sürüp hindi füme ya da tavuk jambonla tüketebilirsiniz.

Eğer günlük yulaf kepeğinizi başka türlü tüketmek isterseniz ekmek tarifinizi 1 dolu kaşık splendayla tatlandırabilir, marketlerde satılan aromalardan katabilir,tarçın, biraz limon kabuğuyla kek gibi tüketebilirsiniz. Yağı azaltılmış kakaoyla da zebra kek ya da kakaolu kek isteğinizi bastırabilirsiniz.

*Küçük bir öneri: Bu diyette yağ tüketemediğimiz için karışım kabınıza yapşmasın diye yağı peçeteyle sürüp öyle kabımıza döküyoruz

Afiyet olsun.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Dukan Mucizesi

2 aydır yapmakta olduğum diyeti takip edenler ve inceldiğimi gördükçe şaşıran eş dost akraba bu konuda özet bir bilgi yazmamı isteyince bildiklerimi sizinle paylaşmak istedim.
Dukan diyeti çok etkili kısa sürede gözle görünür sonuçlar veren harfiyen uygulandığında tartıda uzun süredir görmeyi belki sadece hayal ettiğiniz kilolarınızı vermenizi sağlıyor.
4 evreden oluşan bu diyete başlamadan önce dukan'ın resmi sitesine girip ideal kilonuzu hesaplamanızı ve bu kiloya ne kadar sürede ulaşacağınızla ilgili realistik bilgiyi edinmenizi öneririm.
Diyetin 1. aşamasında (atak dönemi) vermek istediğiniz kiloya göre 1-3-5-7 gün süreyle sadece protein yemeniz, günde 1,5 yemek kaşığı yulaf kepeği tüketmeniz, 2 litre civarı su içmeniz gerekmektedir.Bu evrede egzersiz çok fazla önerilmiyor ama kendinizi iyi hissediyorsanız 20 dakikalık yürüyüşler hızlı bir giriş yapmanıza kesinlikle yardımcı olacaktır.
2.aşama da (seyir dönemi) ideal kilonuza inene kadar devam eden bir süredir. Bu süre boyunca 1 gün sadece protein, 1 gün sebze ve protein almalısınız.Fakat bu diyetteki temel besin her zaman proteindir.Bu sebeple sebze tüketirken bile mutlaka yanında protein almaya ve sebzeyi kesinlikle her öğünde almamaya dikkat ediyoruz çünkü sebze vücutta su tutulmasına sebep olduğundan tartıda kendimizi kilo veremiyormuş gibi hissedip moralimizin bozulmasına ve hatta bu diyetten de diğer denemelerimizde de olduğu gibi vaz geçmeye sebep olabilir.Bu evrede tüketmemiz gereken yulaf kepeği miktarı günde 2 yemek kaşığına çıkıyor. Artık bünyemiz diyetimize alışmaya başladığı için de günlük yarım saat - 40 dakikalık yürüyüşlerle desteklemek sonuç almamızı kolaylaştırıyor. Bu seyir evresinin farklı uygulanış şekilleri de var.Örneğin biraz daha sıkıcı ama daha etkili sonuç veren 5+5 de başarılı bir yöntem. 5 gün ataktaki gibi protein ve 5 gün de sebze protein yiyerek seyir evresi sürdürülebilir. Sadece basen ve kalça bölgesinde fazlalıkları olanlar için de dukan 2 gün (pazartesi-perşembe) atak evresindeki gibi protein yiyip diğer 5 gün normal gıdamızı almamızı ama her gün yulaf kepeği tüketmeye ve bol su içmeye devam etmemizi öneriyor.
3.aşama (güçlendirme evresi) belki de bu diyetin en çeldirici dönemi çünkü yavaş yavaş günlük hayatta yediğimiz gıdaları hayatımıza sokmaya başlıyoruz ama aynı zamanda abartmamamız gerekiyor.Yulaf kepeği tüketimini günlük 3 kaşığa çıkarıyoruz ve her perşembe mutlaka protein günü yapıyoruz.Bu dönemde abartmamak koşuluyla nişastalı gıdalara,hamur işlerini yemeye, hatta sabah kahvaltılarında çavdar ekmeği yemeğe başlıyoruz.Haftada 2 kez de kutlama öğünü denilen öğünlerde istediğimiz herşeyi yiyerek bir nevi özlem gidiyoruz.Fakat bu 2 öğünün birbirini takip etmeyen aralarında en azından 1 gün olan öğünler olmasına dikkat ederek.
4. aşama (koruma evresi) ömür boyu sürmesi gereken bir evre.Normal hayatımıza geçiyoruz ama günlük yulaf kepeği tüketimimize devam ediyoruz ancak her perşembe protein yiyerek dengede tutmaya çalışıyoruz kilomuzu.
Biraz da bu diyetin temel prensiplerinden bahsedeyim.
*meyva tüketimine ideal kilomuza inene kadar izin yok.
*yediğimiz yiyeceklerin light olması çok önemli.
*su tüketimine dikkat edilmeli.
*yulaf kepeği evimizin olmazsa olmazı olacak.
*hareket şart.
*yağ tüketimimizi minimuma indiriyoruz.
Biraz karışık ya da zor gibi görünse de başladıktan sonra kısa sürede sonuç almaya ve alışmaya başlayacağınız için çok motive olacak biraz daha biraz daha yapmak isteyeceksiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı bekliyorum
Hepinize kolay gelsin.



11 Mayıs 2012 Cuma

ÇOK GEÇ OLMADAN....

Bir Daha Gelirsem Eğer

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım!
Kusursuz olmaya çalışmazdım, sırtüstü yatardım...
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar;
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım!
O kadar temiz olmazdım, daha çok risk alır, daha çok seyahat eder,
Daha fazla güneşin doğuşunu seyreder, daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehir aşardım...
Görmediğim yerlere gider, daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim!
Problemlerin daha gerçekçi olurdu hayali problemlerim ise daha az.
Hayatın her anını gerçekçi ve üretken yaşayan insanlardandım.
Elbette mutlu anlarım oldu ama yalnız mutlu anlarım olmasına çalışırdım.
Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten...
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın şimdiyi yakalayın.
Termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi ve paraşütünü almadan
Dışarıya çıkmayan insanlardandım.
Eğer yeniden başlayabilseydim, daha hafif seyahat ederdim.
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım.
Bir şansım daha olsaydı eğer.
Ama şimdi seksen beşimdeyim ve biliyorum ki...

Jorges Luis Borges

8 Mayıs 2012 Salı

Ben Yasemin …….. 40 yaşımdayım….



İtiraf etmeliyim, kabullenemiyorum ; o yüzden de yaşımın her getirisine ve tabii götürüsüne bahaneler üretiyorum
*Evet gözlerimin kenarlarındaki çizgiler biraz arttı ama o gülmeyi çok seven biri olduğumdan.
*Saçlarımda da beyazlar var kabul ama bazı insanlar 20li yaşlarındayken beyazlamaya başlıyor.Yaşlılık alameti değil bence.
*Tamam artık 38 beden değilim ama 14 yaşında bir kızım var 38 olmam gerekmez ki. Sanki birkaç kilo versem hala kısacık etekler giyebilirim ,hiç de absurd olmazmış gibi geliyor.
*Hem 30lu yaşlarında çok arkadaşım var ve hepsiyle de aynı dili konuşabiliyorum yani bence benden geçmedi.Gerçi benimle konuşurken sanki biraz fazla saygılılar ama o benim duruşumdan.Saygı uyandırıyorum , yaşıma hürmet değil yani….
*Öğrencilerim hala yaşımı söyleyince hayretler içinde ’40 mı?’ diyorlar demek ki göstermiyorum.
*Emekliliğine kaç yıl kaldı muhabbetleri arkadaş çevremizde biraz sanki çoğaldı. Ama bu da normal çünkü herkes hayatın depdebesinden birgün sıkılıyor tabii ki.
*Geceleri hala dışarı çıkmayı çok seviyorum ; enerjiğim yani. Kabul eskisi gibi tercihim gece sabaha karşı saatlere kadar bar bar dolaşmak değil. Onun yerine dost meclislerinde , muhabbetli sofralarda biz heybelide her gece şarkıları söyleyerek gece geç saatlere kadar eğlenmeyi tercih ediyorum.
*Dost meclisi demişken arkadaş edinmek biraz zorlaştı sanki.Yeni gönüllerde yer etmeye çalışmaktansa sahip olduklarımın tadını çıkarmayı , oldukları gibi kabul etmeyi ve kabul görmeyi tercih ediyorum. Bu da yaş aldığım için değil neyi istediğimi ve neye sahip olduğumu daha iyi kavrayabildiğim için. Acaba bu da yaşla gelen bir şey mi?
*Tamam İstanbuldan uzaklara bir sahil kasabasına falan taşınmak istiyorum ama kim istemez ki kaygılardan uzak huzur dolu bir hayat sürmeyi? 30luk arkadaşlarıma bir sorayım onların da böyle hayalleri var mı?
*Sonra ben nasıl yaşlanabilirim ki? Hayatla ilgili heyecanları olan hayata bakışımı hep diri tutan ve ayak uydurmak istediğim bir kızım var. Onunla yürüyecek çok yolumuz, paylaşacak çok heyecanlarımız olacak.Acaba bu sebepten mi artık bir nikahı izlerken evlenecek çiftten çok annelerinin yüzünü inceliyorum, ne hissediyorlar diye.O yüzden mi annenin kızına bakışı akıtıyor gözümden yaşları…

  Sanırım kabullenmeliyim hayat eski hayat değil. Telaşlarım çoğaldı . Hayat elimden kayıp gidiyor hissim beni huzursuz ediyor. Gidilecek ne çok yer, yapılacak ne çok şey var ama sanki hayat çok hızlı akıyor ve ben hiçbirine yetişemiyorum. Bugüne kadar yaptıklarım ve yapamadıklarım da içimi kemirip duruyor.Ne kadar barışıksam kendimle o kadar da huzursuzum sorgulamalarımdan. Tamam 40 karizmatik bir yaş gibi ama sonraki aşama 50. 30’dan 40’a ne çabuk geçtiğimi anımsarsam bir anda 50 olmak kaçınılmaz gibi gözüküyor.
  Artık gerçek hayatın 20'lerimde düşlediğim masal, 30'larımdaki kabus olmadığını, ancak paylaşarak gelişebilecek bir hayat macerası olduğunu biliyorum. 20’lerimde en sevdiğim şarkı Hayat Bayram Olsa, 30’larımda Hayat beni neden yoruyorsun oldu. 40’larım bana hangi şarkıyı söylemeye hazırlanıyor bilmiyorum ama Benim Hala Ümidim Var iyi bir başlangıç olur gibi geliyor.

5 Nisan 2012 Perşembe

Macera mı Güven mi?

Size de oluyordur biliyorum alıp başını gitme isteği ya da sorgulamalar gerçekten istediğim bu mu diye ....Bunun cevabını vermek zor ama galiba aslında benim istediğim o anlarda öbür seçeneği seçsem yani yapmak zorunda olduklarımı değil de o an bana daha cazip gelen tarafa geçsem ne olacağını görebilme şansı.Aslında belki de insanı tutan şey o tarafın davetkarlığı yanında içinde barındırdığı belirsizlik.En iyisi şikayet etmeyeyim de yaşayıveriyim alışageldiğim senaryoyu diyoruz.Siz böyle zamanlarda nasıl durduruyorsunuz içinizdeki maceraperest ruhu?

19 Mart 2012 Pazartesi

Tam da herşey bitti dediğin anda çıkar karşına o..... Yeterince beklediğini sandığın,artık gelmez dediğin,hesaplaşmalara girdiğin,kavgalara tutuştuğun,kolunun kanadının kırıldığı, yüzünün zor güldüğü anlarda.... O oralarda bir yerlerde midir, yoksa gerçekten de yolunu şaşırmış , başka hayatları süslemeye, başka rüyaları renklendirmeye mi gitmiştir bilinmez.Ama şunu bilmeli ki insan o, evrenin içinde dolaşadururken onu beklemekten hiç yılmayan birilerine rastlamayı umar aslında. Adı UMUTTUR onun ve insan UMUT ettiği sürece yaşar...

1 Mart 2012 Perşembe

Koca Bir Cinardi......

Bazilari koca bir cinar gibidir ; golgesinde insanlarin huzur buldugu, kendini guvende hissetmek istediginde kosa kosa gidilen .... Bazilari oyle sanslidir boyle bir cinara sahip olduklari icin. Nice zamanda bir nefeste gidilmis, altinda kararlar alinmis, akil danisilmis, medet umulmustur golgesinden . Cok telasa, sevince, aciya, kaygiya buyuk bir sakinlik ve sag duyuyla taniklik etmistir koca cinar. Oyle alismistir ki mudavimler her zora dustugunde ondan gelmesine umudun, yardim elinin ; bilmezler bir gun gelir ve o koca cinara ulasamazlarsa tek baslarina, biraz sanslilarsa baska cinarlarin golgesinde, devam edeceklerine hayat yolunda karsilastiklari zorluklarla mucadelerine. Ben cok hazirliksizken kaybettim koca cinarima giden yolumu. İlk once sagduyumu, ozguvenimi, sakinligimi de kaybettim sandim. Golge aradim uzun sure. Sonra anladim koca cinar gorevini tamamlamis , benim golgeme ihtiyac duyanlar icin koca cinar olma zamanim gelmisti. Cok ozluyorum koca cinarin dallari altinda guvende oldugum gunleri ama layik olmak istiyorum onun bana kattiklarina yillarca dallari altinda otururken ve ben de onun kadar buyumek ve yesermek istiyorum. Seni seviyorum canim babam ve ozlemle aniyorum. İyi ki dogdun , iyi ki benim babam oldun.

24 Şubat 2012 Cuma

ROMAN....










  Bir hayata tutunuş,hayatın tadına varış öyküsü..... Kısa ama çok sevgi dolu,çok azimli, çok mutlu bir hikaye.... Bazen hayatınız roman değildir ama kaç romanlık ders çıkar içinden....Biz onu çok sevdik.Tam merkezine yerleştirdik hayatımızın.Bize de hayat enerjisi oldu varlığıyla.....Birilerine kardeş, birilerine arkadaş, birilerine yoldaş oldu..... Her üzüntü gibi o da yavaş yavaş küllenecek ama ömür boyu da hatırlanacak , bir kaç damla gözyaşı dökülecek andıkça, içimizde bir yerlerde kaybedilenler listesindeki yerini alacak.
Çok üzgün ve çok çaresiziz şimdi......

13 Şubat 2012 Pazartesi

Sevgililer Günü


Tüm sevdiklerime,
Geçer günler son hızla …. İnsanlar ayrılır , kavuşur , birleşir , ayrılır , özler , kavuşur , darılır, barışır , sevişir , paylaşır…….Akıp giden zamana inat sahip çıkmalı sevdiklerine; seslerini duymalı,ellerini tutmalı,gözlerinin içine bakmalı; bakmalı ki görünsün varsa derinlerde sancılar, özlemler,dile dökülmemiş sözler,bulutlar kaplamışsa sağını solunu sevdiklerinin. Bahaneyse birgün ya da bahaneyse bu gün yağmurun yağışı,trafiğin çok sıkışması,gazetedeki olası depremin haberleri,yeni açılan alışveriş merkezi ya da o günün sevgililer günü olması varsın bahane olsun…. Gerçi bahanesi yersiz olur mu sevginin, sevdiğini göstermenin? Birilerine kendini özel hissettirmenin nesi anlamsızdır ki? Bırakalım bu 'bir günde mi göstereceğiz sevgimizi 'saçmalığını da küçücük bir kalpten kurabiyeyle ya da içten bir gülümsemeyle, hiçbiri olmadı en azından kocaman bir kucaklayışla ulaşalım sevdiklerimize. Hem nereden bilebiliriz ki hayatın bize bu şansı yarın da vereceğini?

7 Şubat 2012 Salı

Emrah'ın paylaşımı ana sayfada herkese ulaşmalı diye düşünüyorum....

Boş ver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına
yağ geç , yık geç, kimse inanmazsa inanmasın
sen inan yüreğine
hem ona geçmezse kime geçer sözün?

büyü büyü....
bak ellerin ayakların kocaman,
aklında maşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boş ver yaşı başı,
aşk var mı aşk sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü
öl gitsin...

Boş ver be yaşı başı!
kim tutar seni kim?
kendi yüreğinden başka kim?

Aklını al da öyle git
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra, bayıra vur da git
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa
seveceksen ve öleceksen uğruna..

yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...
yaş 70'e gelse bile hayat daha bitmemiş
sen mi biteceksin?

çekeceksen bile bayrağı

YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR

diyemeyecek misin?

CAN YÜCEL

6 Şubat 2012 Pazartesi

Hayat Bazen....

Bazen hayat devam eder kaldığı yerden ve bilmez insan molalardan sonra devam etmek, edebilmek lükstür aslında insan hayatında.....Nice nice mola verişlerim, nice nice bıraktığım yere geri dönüşlerim var....Ama bunu çok iyi bilirim ki hiç bir geri dönüşte aslında ben o eski ben değilimdir...

2 Şubat 2012 Perşembe

Hayatın Sırrı

    • Unutmayın,
    Umutsuz durum diye birşey yoktur. 
    Yaşamınızdaki her türlü durum değişebilir.... 
    • İsteklerinizi gerçekleştirmek Evrenin hiç zamanını almaz; bir milyon doları da bir doları da aynı kolaylıkla hayata geçirir.Yeter ki siz isteyin....
    • Her günün sonunda , uykuya dalmadan önce o gün yaşadığınız olayları gözden geçirin.İstediğiniz gibi gelişmeyen her olayı ya da anı, istediğiniz gibi gelişmiş haliyle beyninizin içinde yeniden yaşayın.
    • Karşı koyduğunuz bir şeyi kendinize çekersiniz, çünkü heyecanlı ve güçlü bir biçimde üzerine odaklısınızdır.
    • Hakettiğiniz durumu oluşturabilecek tek kişi sizsiniz.

    Son Söz: Hayatınıza ait karatahtaya istediğiniz herşeyi yazabilirsiniz.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Biraz UMUT

Hayat bazen yavaşladığında 
ya da zaman umduğundan hızlı aktığında , 
boşluğa düştüğünde, 
elindekiler azmış gibi geldiğinde, 
değerli şeyler sana uzaktan baktığında, 
içini yerli yersiz sıkıntı kaplarsa, 
sesler uzaktan gelirse kulağına, 
yüzleri net değilse çevrendekilerin 
etrafına daha dikkatli bak o zaman.
Sahip oldukların gördüğünden fazla, 
uzak sandıkların yanı başında olabilir.
Olumlu düşüncenin gücüne,
duanın tılsımına,
şükretmenin büyüsüne inan.
Günlerden neydi ,ayın kaçıydı ,neredeydi , yanında kim vardı, o gün hava güzel miydi ,cebinde parası var mıydı şimdi hiçbirini  hatırlamıyor ; tek hatırladığı içinde garip açıklanamayan bir coşkuyla uyandığı o sabah. Umudu vardı , anlamlandıramadığı bir şekilde içi kıpır kıpır, gözleri ışıl ışıldı. 'Hayat' dedi pencereden dışarı bakarken 'bana sürprizler hazırlamakla uğraştığını hissediyorum.Cömert davran bana ve hayatımdaki insanlara.......' Biliyordu ki , hayat, sunmak için ellerindekini, kollarını açmasını beklerdi insanların .İnsanlarsa en büyük hatayı hazırlıksız yakalanacaklarını sanarak yaparlardı....

29 Ocak 2012 Pazar

Mucizedir Hayat

İşe , hayatın mucizeleriyle devam ettiğine inanmakla başlamalı galiba.... Bazen ne kadar yavan , ne kadar sıradan görünse de gözüne hayat, içinde bir yerlerde mucizelere giden yolları bulutlarla kapadığına inanmalı. Ne zaman ki kendi gönül rüzgarınla dağıtmaya karar verirsin o bulutları, arkada beliren umut ışıkları başlar yollarını aydınlatmaya .Biliyordum , biliyorum; 2012'nin çok güzel bir yıl olacağını, mucizeleri, güzel haberleri, keyifli anları, yüksek enerjisiyle tat katacağını hayatıma ve tüm sevdiklerimin hayatına...Gönlüm henüz bir fırtına koparamasa da , ılık ılık meltemleriyle kıymetlilerimin hayatlarını aydınlatmaya başlıyor, ne mutlu. Bu meltemden ilham alıp güçlü rüzgarlar estirip mucizelere yer açacağım kendi hayatımda da... Biliyordum,biliyorum; herşey çok güzel , çok ümitli,çok neşeli olacak 2012'de..... İşte şimdiden başlamadı mı güzellikler getirmeye?

28 Ocak 2012 Cumartesi

Maceraperest Ruhlara....

Bugün, bir arkadaşımın hayallerinin ülkesine gideceğini öğrendim. Kalbim onun heyecanıyla çarptı. Ne güzel şeydir hayal ettiklerini gerçekleştirmek. Hayatın her zaman , herkese eşit şekilde imkanlar sunmadığını , herkesin hayallerini gerçekleştirme şansının her zaman olmadığını biliyorum tabii ama inanmaktan , istemekten,emek vermekten asla vazgeçmemiz gerektiğini bilecek kadar tecübe ettiğimi düşünüyorum hayatı. Gidilmemiş yerler, denenmemiş tatlar,yaşanmamış hayatlar herzaman olacak bir yerlerde ama gidilecek yollar, ulaşılacak hayaller , görülecek yeni yüzlerin de hayatımıza bir yerinden , bir şekilde dahil olmak için beklediklerini biliyorum. Maceraperest ruhuyla bu yolculuğa çıkan arkadaşıma çok keyifli zamanlar, çok lezzetli tatlar, çok renkli hayatlarla kesişeceği ve bana ilham kaynağı olacak anılarla döneceği bir tatil diliyorum. İncir çekirdeğini doldurmayack sözlerimi benimle paylaşan dostlarıma da Hayallerinizden Asla Vazgeçmeyin demek istiyorum....

26 Ocak 2012 Perşembe

BİRAZ DA ŞİİR


YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği...

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya...

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin...

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına...

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına...

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın...

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın...

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı...

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...

Ataol BEHRAMOĞLU