17 Şubat 2014 Pazartesi

Gününüz aydın olsun

Güzel bir güne uyanmak gibisi var mıdır? Ya da güne güzel uyanmak? Sıcacık yatağından keyfi ve de keyifle kalkmak, aklında çay, burnunda kızarmış ekmek kokusuyla. Fonda sevdiğin bir müzik, pencerende , balkonunda rengarenk çiçekler ve bir telefon mesafesinde içten bir dostun sesi.... Hiç telaşsız ve çok huzurlu bir gün boylu boyunca uzanırken önünde, sen, nasıl istersen öyle geçeceğini bilirsin. Belki bir sahil çay bahçesinde kahveni yudumlamaktır niyetin , ya da bir arkadaş toplantısında laflamak, belki de evde kalıp hiç bitmesini istemediğin kitabın satırlarında dolaşmak.... Öyle geniştir ki zaman, yer vardır yüreğinde herkese ve herşeye. Daha bir duyarlısındır duyduğun her habere, daha bir meraklısındır olana bitene, daha bir sabırlısındır sevdiklerine. Mutlu etmek istersin etrafındakileri. Şık bir sofrayla karşılamak, gülen bir yüzle kucaklamak, süprizlerle şımartmak iyi bir fikirdir. Güzel bir güne uyanmakla başlar herşey ya da güne güzel uyanmakla..... Yüreğin daha bir hafiftir, kalbin daha bir büyük, gülümsemen daha içten, kucağın daha geniş........

9 Şubat 2014 Pazar

HAYATI ISKALAMAK

  Hayatta bir duruşu olmalı insanın.Asla vazgeçemedikleri, asla tahammül edemedikleri....Kurduğu hayalleri yol göstermeli ona çıktığı her yolculukta.Her yeni güne uyanmak, yeni bir umut olmadığında hayallerine doğru, durup düşünmek gerek doğru yolda mıyım diye.Sevdiklerin için sonsuz kredin, yıldızının barışmadıklarına sonsuz itirazların olabilmeli.Cesur kararlar alıp onun arkasında durabilmelisin. Doğru bildiğinden şaşmadığın için ezilip büzülmemeli hatalarından sebep.Yola çıkarken düşüp kalkarak ilerleneceğini, dikenli yollara sapılabileceğini, çıkmaz sokaklardan kaçılabileceğini bilmeli.Vakit nakit değil, vakit huzur , keyif olmalı.Gönlünde pişmanlıklara değil hayallere yer açmalı.Keşkelerle değil umarımlarla başlamalı cümleler. Sevmesini de bilmeli umarsızca, arsızca ,deli gibi.Kızdığında da öfkesi korkutmalı.İsteyebilmenin en doğal hakkı olduğunu, istedikçe alınabileceğini, vazgeçtikçe kaçıracağını bilmeli.Bilmeli ki mola verme özgürlüğüdür insanı insan yapan, dört nala koşmak değil.Nefes almak , nefeslenmek , bazen de bir nefes olmak şarttır yaşayabilmek için.Tatmadığı tatların, görmediği yerlerin tanımadığı hayatların heyecanı sarmalı .Sığdırmalı ruhuna, gönlüne onca insanı, onca hikayeyi, onca hayali. Öyle çoğaldığını, kocaman olduğunu bilmeli.
  Sözün özü,güne sımsıcak başlamalı; kör karanlıkta,buz gibi soğukta, yapayalnız uyansa bile.Bilmeli ki kocaman bir yürek tek yoldaşıdır hayatta insanın, hayatı ıskalamak istemeyen insanın.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Ardından....

   Uzun uzun baktı arkasında uzayıp giden yola.Geride bıraktıklarına baktı.Engebelere , ağaçlara, çiçeklere, dikenli tellere.Yolun başındayken nasıl da uzun görünmüştü yol. Nasıl da bitmeyecek, aşılamayacak gibiydi engeller.Çetindi şartlar bazı yerlerde.Bazı yerlerse biraz nefes aldırmak ister gibi yemyeşil , cıvıltılı , huzur dolu. O hiç ummadığı anda önünde akan dereyi hatırladı, kana kana onun serinliğini içişini. Yorulduğunda yol kenarında fark ettiği tahta masa nasıl da iyi gelmişti. Ya ağaçların arasında rastladığı ve ona uzunca bir süre eşlik eden köpek? Kuşları hatırladı, şarkılarıyla neşelendiren gününü kimi zaman. Çok bunaldığı anlarda damlayan yağmur, üşüdüğünde ansızın açan güneş sürprizleriydi yolculuğunun.
   Sonra tekrar baktı yola. Kaçırdığı , fark edemediği, tadını çıkaramadığı güzellikler de var mıydı acaba? Küçük bir aksiliğe takılıp bir zaman,bir fırsat kaçmış mıydı gözünden?Sever miydi acaba kaçırdıklarını görse? Bulunduğu noktada mı olurdu gene? Belki de hiç ummadığı bir yerde..... İnsanı insan yapan yolculuğu muydu yoksa sonunda vardığı nokta mı bilemedi.
   Önünde uzanan yola baktı bu kez.'Keşke biraz daha vaktim olsa' diye düşündü. Bu yol da gidilesiydi. Bu yolda da görülecek şey çoktu muhakkak.Hem daha enerjisi de varmış gibi geldi , onca yorgunluğa rağmen. Nasıl olmuştu da bitmişti onun yolu? Bu kadar mıydı macera, alınan riskler, renkleri hayatın? Durdu derin bir iç çekişle yumdu gözlerini . Başkalarının yolculuk sırasının geldiğini biliyordu. Biliyordu onun yolculuğu buraya kadardı.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Kız annesi olmak, Naz'ın annesi olmak....

Kız annesi olmak bir kadın için tekrar yaşamak gibi çocukluğunu, genç kızlığını. Hayatı temize çekmek, eskimişleri atmak, havalandırmak tozlanmış rafları , bir gün anlamı olacağını düşünerek sakladıklarını , kıymetini bilecek ellere teslim etmek, kıyafetlerini,makyaj malzemelerini ve hatta ince çoraplarını bile paylaşabilmek.O anlatmadan bilebilmek geçtiği, geçeceği yolları , telaşla atılmak istemek önüne çıkan engelleri göremezse diye. En doğru kararları alsın, zorlu yollara girmesin, hep eteğinin dibinde olsun ama bir o kadar da özgür olsun ruhu diyebilmek. Kız annesi olmak, olduğun gibi değil , onun olmanı istediği gibi olma çabası aslında.
Naz'ın annesi olmak is bunlardan çok çok öte .Naz'ın annesiyseniz hep güvenirsiniz ; açık olacağına, doğru adımları atacağına,başaracağına, abartmayacağına , aşacağına hep inanırsınız. O oldum olası arkadaştır . Dinlemeyi çok iyi bilir. Öngörülüdür; çok güzel akıl verir. Sakindir; sakinleştirir. Kontrollüdür ; ne istediğini biler ve tabii ne istemediğini de.Sevecen ve ilgilidir.Duyarlıdır ; olana bitene önem verir.
Naz daha 1,5 yaşındayken ona 'Bu adamlar burada ne yapıyor biliyor musun Naz?' dediğimde sakince 'Bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum.' diyecek kadar dikkatlidir.Daha küçücük bir çocukken bütün duygusallığımla şahit olduğum bir olaydan bahsederken 'Yazık.... ' dediğimde Ece'ye dönerek 'Annem herşeye yazık der .' diyerek tepkilerime ne kadar dikkat etmem gerektiğini öğretmiştir bana. O orjinaldir .        4,5 aylıkken diş çıkarmış , 10 aylıkken yürümeye ,hatta konuşmaya başlayarak eşi dostu ürkütmüştür.         3-4 yaşlarındayken okuldan eve dönerken kocaman bir insan gibi 'Günün nasıl geçti annecim?' diyerek beni göz yaşlarına boğmuştur.Tüm sıkıntılarına , sancılarına tek devanın su olduğuna inandığından hayatımızın merkezine 'Su beni susturur.' sloganını yerleştirmiştir. O her zaman özel bir çocuk olmuştur.
Naz'ım son sözler sana: Artık 15 yaşında kocaman bir genç kızsın.Hayat boyu kendimi sağlıklı ve iyi hissetmek istiyorum ki senin , gençliğin enerjisine ve tempona ayak uydurabileyim, heyecanlarını paylaşayım. Gerinde kaldığımı, seni anlamadığımı düşüneceksin bir gün diye endişeleniyorum ve öyle olduğunda kendimi çok yaşlı hissederim diye çok korkuyorum.
Nazom seni çok seviyorum.Lütfen her zaman söyleyecek sözleri olan, söylediği sözler önemsenen ama mutlaka her daim gözlerinin içi gülen biri ol! İyi ki doğdun, iyi ki varsın.Tat kattın hayatlarımıza......
Annen...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Ben, kendim, geçen yıllar ve yeni yaşım

Kendime birkaç sözüm var:
Zaman o kadar hızlı akıyor ki kendimle hesaplaşmaya dertleşme kucaklaşmaya fırsat bulamıyorum. O yüzden doğumgünleri yıldönümleri biz bu hız çağı insanları için bir fırsat gibi geliyor bana.Az buz bir birliktelik de değil bizimkisi hani. Bugüne bugün tam 41 yılım kendimle beraber geçti şaka maka. Bugün doğumgünüm ve bir iki söz edeceğim kendime , kendimden aldığım cesaretle. Akıp giden zamana , birbirini kovalayan yıllara rağmen hala duruyorsun ayakta , eh fena da görünmüyorsun galiba , bir kaç kilo fazlaya ,bir kaç tel beyaza ve bir kaç derin çizgine rağmen. Öncelikle hayattaki duruşumu aynı tuttuğun için teşekkür ederim. Ama bazı günler , hatta dürüst olmam gerekirse çoğu gün , kafanın içi de aynı şekilde az hasarla atlatıyor mu durumu merak etmiyor değilim. Kaygıların var uykularından uyandıran , telaşların çok vitesi düşürmene engel , hüzünlerin var sıkı sıkıya bağlı olduğun , sevdiklerin var uğruna feda etmekten asla vazgeçmediğin ve pişmanlıkların tekrar tekrar sorguladığın. Yormuyor mu bunlar bizi kendim? Kişisel gelişim kitaplarından öğütler alıp alıp uygulayamadıkça daha zor gelmiyor mu yaptıkların? Hep güleryüzlü olmak gerçekten içinden mi geliyor yoksa kendine bugün de nemrut olayım lüksünü kendinden uzaklaşırsın diye mi vermiyorsun? Herkes için , her yerde , doğru zamanda olmaya çalışırken kendini kaçırmıyor musun bazen? Biraz daha bencil biraz daha mutlu demiyor mu çok bilenler? Vaz geçtiklerin , uğruna vaz geçtiklerin kadar kıymetli değil mi yoksa? Dışardan bir gözle bakıp kendime vereceğim bir kaç öğüt var: kabul et artık çok genç değilsin zaman da alıp götürüyor bazı şeyleri. İkinci bir evre başladı hayatında ; bunun adı olgunluk çağı olsun. Bu yeni çağda daha az telaşlı olmak hakkın ama hayallerine ulaşmak için de zamanın azaldığını kabul et. Günlük telaşları bir kenara bırakıp ömürlük telaşların peşine düşme zamanı. Kendine dönmenin , daha bir kıymet vermenin , en çoğunu kendine istemenin. Başlanğıçta biraz zor olur eminim ama dönüp bir bak bize ; sana da başarırız gibi gelmiyor mu biraz yardımla. Hayatın herhangi bir yerinde dokunuşu olan herkese kattıkları için , aldıkları için , çaldıkları için , sevdikleri hatta bazen de sevemedikleri için teşekkür ederim. Beni bugünkü kendim yaptılar. Hadi kendim, koşacak yol çok bana yardım et ; tek başıma bir yere varamam.

8 Mart 2013 Cuma

Babam için

Telaşımız bir ay önceden başlardı her sene 2 Mart'ta. Üç kardeş organize olurduk ne yapalım diye. En zor kısmıyda ona ne alacağımıza karar vermek çünkü o herşeyin en güzelini giyer , en kalitelisini severdi. Bir gün öncesinden ağzını arardı annemin ; unuttuk mu yoksa diye telaşlanırdı sanki , o sakin ve mağrur bedenin içinde. Annem de hiç açık etmez bilmezlikten gelirdi. O eve gelmeden toplanırdık o akşam genellikle. Evde annemin yaptığı hazırlığın mis kokusu.... Kapıyı çaldığında eminim o da hep heyecanlı olurdu ama hiç söylemezdi. En sevdiği şeydi kalabalık bir aile olduğumuzu bilmek. Yüzüne gururlu bir gülümseme gelir"Hayırdır? Toplanmışsınız " derdi. Ne güzel toplanırdık değil mi babam? Sen pastanı üflerken de hediyeni açarken de nasıl da çocuk gibi sevinirdin. Ben bugün sen gideli kaç sene olmasına rağmen hala için için kutluyorum doğumgününü ; gözümde yaşım ,burnumda baba kokunla. İyi ki doğdun , iyi ki babam oldun.

17 Şubat 2013 Pazar

Hayat dersi


                                                                                                       İnişleri çıkışları vardı, kaygıları , umutları. Asla vazgeçemedikleri ve ulaşamayacağını sandıklarından alırdı hayat enerjisini.Dileği özgürlük ve kalıcı mutluluklardı , öğrenene kadar mutluluğun anlık, özgürlüğün kendi kendini baltalayan bir his olduğunu.Renkti hayatlarında birilerinin, aranandı , merak edilen ama hep de hayatında olabilmek için çabaladıkları vardı.Endişesi , o son an geldiğinde , film şeridi gibi geçtiğinde hayatı gözlerinin önünden, hatalarıyla sevaplarını koyduğunda birer kefeye ,derin ve huzurlu bir oooohhhhh çekebilmekti.Öyle mi oldu ya da öyle mi olur bu işler bilinmez ama ondan olsa gerek son nefesini verene kadar ''daha çok  izlemeli  martıları  insan, daha çok çekmeli temiz havayı içine, daha çok bakmalı sevdiğinin gözüne gözüne,atmamalı içine içine üzüntülerini '' demesi. Hayat ders almak için fırsatlar çıkarır önümüze. Sanırım işte bir ders alma anı daha geldi; yaşam coşkunu asla kaybetme ki sen değil hayat hep borçlu hissetsin kendini sana karşı.