30 Ocak 2013 Çarşamba

Canımın içine ithaf olunur……




Hakkım saydığın elinden alındı mı hiç? Kazandım bu kez deyip de tacını kaptırdığın ya da inandığın dağlara kar yağdığı? Tam da zamanı geldi sanırken kaçırdığın oldu mu peki? Benim oldu, hem de kaç kez, kaç şekilde…... Sıkıca tuttuklarım, sırtımı yasladıklarım, ruhumu açtıklarım , benim sandıklarım  yaptılar bazen yapacaklarını ya da gittiler arkalarına bile bakmadan. Düşünmesi bile güç olaylar ansızın kapımı çaldığında, asla dayanamam dediklerim tekrar tekrar başıma geldiğinde, sevdiklerimin canı yandığında, sevdiklerim canımı yaktığında hep daha güçlü kalktığımı fark ettim ayağa. Bazen kendi gücüme hayranlık duydum , aynadaki kendi aksime baktım uzun uzun memnuniyetle…. Bazen de durdum ve düşündüm bu güç nereden diye….  Sonra sonra anlamaya başladım ki gücüm cesaretimden, kararlılığımdan, asla vazgeçmeyişimden. Yoruldum dediğim olmuyor mu oluyor  tabii. Durduğum, dünya dursun istediğim , mola zamanı diye haykırasım geldiği? Hem de kaç kez…. Ama ben en çok kendime inanırım, en çok kendimi tanırım ve en çok kendime güvenirim ve çok iyi bilirim ki ben istersem her şey olur, ben varsam her şey tamamdır, benim ışığım birçoklarını aydınlatır. Renklerimi solduramaz ne bir başkasının karanlığı, ne de ruhunun kiri ….. 

5 Ocak 2013 Cumartesi

M.O.L.A

Duygusallaşabildiğim anlarda mutluyum aslında; gözümden yaş akabilecek kadar derinleştiğimde; fısıltıları dahi duyabildiğimde. O anlarda mola almış hissederim kendimi hayattan. Şu an olduğu gibi. Sahildeyim. Tek başıma. Yarın kar gelecek diyorlar ama hava alabildiğine açık. Buz gibi soğuğu hissederken ensemde masmavi denize, gökyüzüne bakıp içime çekebiliyorum günü , elimde kahvem ve çikolatalı lokumlarımla. Yaşadığını hissetmek bu galiba, bir ara vermek, soluklanmak... Telaşsız hayatı seviyorum, koşturmacasız. Vitesi düşürmek, duruma göre bakmak, istersen yapmak, bugün yapmayacağım demek..... Öyle anlarda önemli olan kendimiziz aslında çünkü biz belirliyoruz neyin ne olacağını. Öyle anlarda benim ve benim tercihlerimin , ruh halimin önemi var. Ben bugün mola aldım depdebelerden. Molası bol bir hayat diliyorum herkese....

30 Aralık 2012 Pazar

Yine, yeni, yeniden.....

Yeni kararların zamanıdır yeni yıl. Şapkanı önüne koyup düşünmenin. Muhasebe yapmaktır bir nevi. Ders çıkarmak gerekir olandan bitenden. Cesur olmak şarttır esasen bu yeni başlangıçta, eskiyenleri kapının önüne koyacak kadar, sandıkları boşaltacak , şöyle bir havalandıracak kadar hayatını. Eksiği , gediği farketmek, fazla olandan , yük olandan ayrılmak için süper bir zamandır. Ama bir yanılgımız vardır çoğu zaman; sanırız ki yeni yıla uyandığımız sabah bütün hayaller gerçek olmaya başlayacak, sanırız ki yeni kararlar kolayca uygulanacak, kapılar tek tek açılacak . Bu yüzdendir yeni yılın daha 2. gününde uzaklaşmaya başlamamız ümitlerimizden , bu sene de gerçekleşmeyecekler diye. Halbuki koskoca evrende bir kum tanesi olduğumuzu unutmayalım. Bu büyük enerjinin içinde bizim de payımıza düşen nice renkler, nice mucizeler var şüphesiz. Bu yüzden sarılalım bu yıl tüm hayallerimize. Yeni yılın 2. sabahına birincisinden daha da ümitli , daha da mutlu uyanalım. İnanalım ki geçen hergün bizi biraz daha yaklaştırıyor özlediklerimize , beklediklerimize. Sahip olduklarımız için minnettarlık duyarak, sahip olmayı düşlediklerimize, hayallerimize dört elle sarılarak huzurlu, coşkulu, heyecanlı, neşeli, yuvası ferah ruhu refah içinde mükemmel bir yıl geçirmemizi dilerim benim ve benim ne yazdığımı merak eden herkesin.

27 Aralık 2012 Perşembe

Ece.....


Ben onu çok yıllar önce tanıdım. Kendine göre bir duruşu, kafa tutuşu vardı herkese ve herşeye ,küçücük bedenine, kaşık kadar suratına inat. Doğru bildikleri vardı, özlem duydukları ve sahip çıktıkları.Benim gibi pamuklara sarılmış bir hayat yaşamış bir genç kız için çok çok büyük mücadeleleri vardı. Önce hayretle izledim onu, bilindik klişelerle cevaplamaya çalıştım kafasındaki soruları. Ortak heyecanlarımız yakınlaştırdı bizi kısa sürede. Belki de Tanrının eşsiz planının bir parçasıydı ikimizin de kızının olması bir kaç ay arayla. Konuşacaklarımız, paylaşacaklarımız çoğaldı her geçen gün. Sonra çok geçmeden bir de baktım ki hayatımın tam ortasında, en göbeğinde kocaman bir yeri olmuş asla vazgeçemeyeceğim. Nice yollardan yürüdük beraber, ne virajları aldık , bazen de alamadık, ne yollardan geri döndük, nice yeminleri bozduk, çokça ağladık , bolca güldük. Neler neler birikti yıllar içinde. Korkularımız da , umutlarımız da , sevinçlerimiz de , hayallerimiz de birbirine karıştı. Ben ne zaman güzel bir şey görsem o da görsün isterim. Hoş bir melodi duysam onu ararım.Her yer onunla güzel, herşey onunla başedilebilir benim için. Bu hayattaki en büyük başarımdır benim bu dostluk. Ne iyi etmişim de nereye gitse peşinden gitmişim , ne yapalım dese bir denemişim. Çok hayalimiz var onunla .Bir gün o hayaller gerçekleşecekse eğer mutlaka yanımda o da olsun isterim. Her doğumgününde de Tanrının kapılarının sonuna kadar açık olduğuna inandığımdan dilerim ki her istediği gerçek olsun çünkü benim arkadaşım herşeyin en iyisine layıktır.

9 Aralık 2012 Pazar

Zerafet mi Özgürlük mü

Bazı insanlar her zaman şık olmalıdır. Zerafet yaşam biçimleridir.Herkese karşı nazik ve kusursuzdurlar. Nerede ,hangi ruh halinde olurlarsa olsunlar , onlardan beklenen ölçülü , ne yaptığını bilen , kontrollü davranışlardır. Dışarıdan bakıldığında hiçbir zaman zıvanadan çıkmayan , aşırı üzülmeyen , asla dibe vurmayan resimlerdir onlar. Hayranlık uyandırırlar ama asla haklarında derin derin düşünülmez. Çünkü onlar gerçek olamayacak kadar öz güvenlidirler. Onlar kimseden bir şey beklemez çünkü tek başlarına da muhteşemdirler. Yardıma asla ihtiyaçları olmaz ; sadece onlara ihtiyaç duyulabilir ve o anda , o yerde mutlaka olup elinizi tutandır onlar.Öyle bir motivasyonla büyümüşlerdir ki onların ruhunda sürekli bir hata yapmama telaşı , eleştri almama çabası vardır çünkü bir taraftan süregelen inancın devamını sağlamaya çalışırlar , bir yandan da kimseyi hayal kırıklığına uğratmama arzusunu taşırlar. Ama unuttukları ve haklarında unutulan bir gerçek vardır ki aslında onlar da herkes gibidirler ; kusurları , zaafiyetleri olan , ulaşamadıkları hayalleri için dua eden , hatta bazen çaresizlikten kabına sığmayandır onlar da herkes gibi. Onlar da ellerinde olandan fazlasını arzu ederler aslında ya da onlar da başkalarına bakıp onların kusursuzluğundan ilham almak isterler. Tüm ruhlarını açtıkları ya da onları en yakından tanıyanlardan beklerler o hassas dokunuşu hayatlarına ama bazen bir bakışları ya da acımasız bir yorumlarıyla sarsılırlar. Kimse bilmez çoğu zaman o beklenen duruşu sağlamak için sarfettikleri çabayı. Kendin için yapmak , en önemli benim demek , önce kendini düşünmek felsefelerinden heyecanlansalar da beklentilere cevap vermek heyecanı ayakta tutar onları , zayıflığın lüksünden uzak tutmak pahasına kendilerini.O kadar kaptırırlar ki kendilerini bu duruşa , onlar bile eleştirirken bulurlar kendilerini zayıf bir davranışla , bir kontrolsüzlükle karşılaştıklarında.Ama kendini deliliğe vurmuş,  hayatı uçlarda yaşayanlardır aslında onların kaçırdıklarını yakalayanlar.Çok iyi tanırım böylelerini ben çünkü yıllardır yaşıyorum bunun gibisiyle.

18 Kasım 2012 Pazar

 Tanıdık insanlar, bilindik mekanlar,aşina sesler, insanı alışık olduklarıyla bir arada tutan şeyler iyidir aslında. Risk yoktur o durumda.Ne yapacağını nasıl yapacağını çok iyi bilirsin . Ne telaşa gerek vardır, ne ince ince hesaplamaya......Bir garip huzur ve ne yaptığını bilme hali hakimdir duruma. Ama yine de içinde bir şey başlar bir süre sonra ince ince kanırtmaya.Rutini sorgulamak, yeniliklerden medet ummak, uçup giden zamana odaklanmak kaçınılmaz gerçek olur.En iyi bildiğimde midir huzur yoksa belki de hiç denemediğimde mi diye sorarsın kendine.Ben  her pazarı pazartesiye bağlayan gecede sorgularım rutinimi. Sonra pazartesi akşamüstüne vardığımda' başladıysa bitmiştir' felsefesine sığınır kocaman bir ironi yaşamaya başlarım çünkü aslında itirazım, telaşım yetişemediğim, çok çabuk akıp gitmesinden memnun olmadığım zamanken onun geçeceğini bilmek tesellim olmuştur.Galiba hayat da bu koskocaman tezattan ibaret.Ama ben pazar akşamından güç alarak derim ki belki de tüm farkı yaratacak olan da gidilmemiş yola girmeyi göze almaktır.

Rober Frost'un çok sevdiğim bu şiiri bu duyguyu.hayatı .insanın ikilemini. arayışını ne güzel anlatıyor.

gidilmeyen yol

sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
ikisinden birden gidemediğim ve yoldaki
tek yolcu olduğum için üzgün, uzun uzun
baktım görene kadar birinci yolun
otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;
sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
gidilmeye daha çok hakkı vardı; oysa
oradan gelip geçenler iki yolu da
eş ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,

ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
hiçbir adımın karartmadığı yapraklar içinde,
 
ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
merak ettim geri gelecek miyim diye.
 

iç geçirerek anlatacağım bunu ben,

nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
 
ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.


çeviri: suphi aytimur
 

28 Ekim 2012 Pazar

46 oldu.....


O değişik bir adam ; seçkin zevkleri olan biri. Jazz, Blues dinliyor, Sade'den , Nat King Cole 'dan Phil Collins'den keyif alıyor. Norah Jones dedin mi akan sular duruyor. Arkadaş muhabbetlerimizde ilerleyen saatlerde, O, bizim aksimize asla Ahmet Kaya’ya bağlamıyor. Herkes Tarkan hayranıyken o Musti diyor. Sezen Aksu ona hitap etmiyor. O Ajda'cı. Pazar sabahları mutlaka Western seyretmek istiyor. Stewart Granger, Clint Eastwood , John Wayne favori aktörleri. Ona göre magazin programları hiç eğlenceli değil. Kışın bile tatil yapacaksa Bodrum, Marmaris, hatta Kaş, Kalkan 'a gidilmeli ona göre. Uludağ'da Kartalkaya'da kaymaya gitmek son derece fuzuli. Motorsiklete binilecekse Chopper, tekneyle gezilecekse Gulet, araba alınacaksa Mustang , arabada müzik dinlenecekse frekansımız Lounge FM olmalı. Sevdikleri sevmedikleri konusunda da son derece fanatik.  Atatürk'ün portesi evin salonunda asılı olmalı, rakı içilecekse kadeh öyle her seferinde tokuşturulmamalı, şarkı söylenecekse Şecaattin Tanyerli'den bir tango patlatılmalı, bir yere gidilecekse mutlaka vaktinde orada olunmalı, bir spor yapılacaksa o mutlaka Beşiktaş armalı bir formayla yapılmalı, hergün mutlaka Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan okunmalı. Ayakları yere basan, risk almayan, fazlasıyla gerçekçi yapısı hayal kurmasına bile izin vermezken evrenden istemek, pozitif düşünmek, melekleri yardıma çağırmak gibi kavramlar onu sadece güldürüyor. Bunun yanında şehit haberlerinde hüngür hüngür ağlayıp günlük hayata dair haberlerde bile gözleri yaşarabiliyor. Ona göre bir evde kadının görevleri , erkeğin görevleri diye birşey yoktur.Kendi başına evin eşyalarının yerini değiştirmek, deep freezedeki şeyleri ayıklamak, bardakların yerini değiştirmek, evdeki bazı eşyaları birilerine vermek onun sıklıkla yaptığı şeyler. İlaç çekmecesi rutin aralıklarla kontrol edilir, tarihi geçmişler atılır, bazıları kullanılmış ilaçların boş bölümleri kesilir. Ona göre balık asla deep freezede saklanmaz , cüzdan her akşam aynı yere konur, evdeki çiçekler düzenli olarak sulanır,eve girdiğimizde yapılacak ilk şey balkonu yıkamaktır. Her konuda bilgisi vardır; ki bu yüzden de profesördür onun arkadaş meclisindeki lakabı. Yapılan her öneriye birinci saniyede verdiği desteklemeyen tavırdan ötürü de muhalefete çıkmıştır adı ama herkes bilir ki en çok da o keyif alacaktır yapmaya yanaşmadığı aktiviteden. Böyle ardı ardına sıralayınca daha net görülüyor ki bir renktir , bir çeşittir O hayatlarımızda. Yokluğu fark edilir, varlığı lezzet katar sofralara…..