O değişik bir adam ; seçkin zevkleri olan biri. Jazz, Blues dinliyor, Sade'den , Nat King Cole 'dan Phil
Collins'den keyif alıyor. Norah
Jones dedin mi akan sular duruyor. Arkadaş muhabbetlerimizde ilerleyen saatlerde, O, bizim aksimize asla Ahmet
Kaya’ya bağlamıyor. Herkes
Tarkan hayranıyken o Musti diyor.
Sezen Aksu ona hitap etmiyor. O Ajda'cı.
Pazar sabahları mutlaka Western
seyretmek istiyor. Stewart Granger,
Clint Eastwood , John Wayne favori aktörleri. Ona göre magazin programları
hiç eğlenceli değil. Kışın bile tatil yapacaksa Bodrum,
Marmaris, hatta Kaş, Kalkan 'a gidilmeli ona göre. Uludağ'da Kartalkaya'da kaymaya gitmek son derece
fuzuli. Motorsiklete binilecekse Chopper,
tekneyle gezilecekse Gulet, araba
alınacaksa Mustang , arabada müzik
dinlenecekse frekansımız Lounge FM
olmalı. Sevdikleri sevmedikleri konusunda da son derece fanatik. Atatürk'ün
portesi evin salonunda asılı olmalı, rakı
içilecekse kadeh öyle her seferinde tokuşturulmamalı, şarkı söylenecekse Şecaattin Tanyerli'den bir tango patlatılmalı, bir
yere gidilecekse mutlaka vaktinde orada olunmalı, bir spor yapılacaksa o
mutlaka Beşiktaş armalı bir formayla yapılmalı, hergün
mutlaka Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan okunmalı. Ayakları yere basan, risk almayan,
fazlasıyla gerçekçi yapısı hayal kurmasına bile izin vermezken evrenden
istemek, pozitif düşünmek, melekleri
yardıma çağırmak gibi
kavramlar onu sadece güldürüyor. Bunun yanında şehit haberlerinde hüngür hüngür ağlayıp günlük hayata dair haberlerde bile gözleri yaşarabiliyor. Ona göre bir evde kadının
görevleri , erkeğin görevleri diye
birşey yoktur.Kendi başına evin eşyalarının yerini değiştirmek, deep
freezedeki şeyleri ayıklamak,
bardakların yerini değiştirmek, evdeki bazı eşyaları birilerine vermek onun sıklıkla
yaptığı şeyler. İlaç çekmecesi rutin aralıklarla kontrol edilir, tarihi geçmişler atılır, bazıları kullanılmış ilaçların boş bölümleri kesilir. Ona göre balık asla deep freezede saklanmaz , cüzdan
her akşam aynı yere konur,
evdeki çiçekler düzenli olarak sulanır,eve girdiğimizde yapılacak ilk şey balkonu yıkamaktır. Her konuda bilgisi vardır; ki bu yüzden de profesördür onun arkadaş meclisindeki
lakabı. Yapılan her öneriye birinci saniyede verdiği desteklemeyen tavırdan ötürü de muhalefete çıkmıştır adı ama herkes bilir ki en çok da o
keyif alacaktır yapmaya yanaşmadığı aktiviteden. Böyle ardı ardına sıralayınca
daha net görülüyor ki bir renktir , bir çeşittir O hayatlarımızda. Yokluğu fark edilir, varlığı lezzet katar sofralara…..
bazen incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler büyük mutluluklar getirir ümidiyle.....
28 Ekim 2012 Pazar
25 Ekim 2012 Perşembe
Bayrama dair
Biz senin cok sevdigin gibi toplaniyoruz gene her bayram canim babam. Annem her zaman yaptigi gibi ziyafet sofrasi kuruyor gene. Onlarca insan sen oradaymissin gibi kosa kosa gene geliyor BIZIM evimize. Sadece bulusma yerimiz degisti. Hemen BIZE gitmiyoruz, once senin yanibasinda bulusuyoruz artik. Seninle bayramlasarak basliyoruz herzaman yaptigimiz gibi gune. Evet birkac bayramdir biraz buruk basliyor bayram sabahlarimiz. Ben pek sevmiyorum acikcasi bu bayramlari artik. Ama etrafa bakinca BIZIM evde seni hissediyorum cok fazla. Tanisamadiklarin var aramiza sen gittikten sonra katilan. Tanisan hepsini cok severdin. Onlar sanki seni taniyor gibiler. Comertliginden , paylasmayi ne kadar sevdiginden,misafirperverliginden bahsetmedigimiz bir bayram yok cunku. Bir yerlerden sofranda oturan onlarca insana bakip gulumsedigini bilmek bile guzel. Her bayramda ozlemek var malesef seni.
19 Ekim 2012 Cuma
İşin Sırrı
İçindeki çocuğu öldürmemektedir işin sirri. Gülebilmekte gözünden yaş gelinceye kadar.... Gündüzken hayallere dalabilmek, deli gibi özlemektedir.. Sevginden çıldıracağını sanarken öfkeden delirebilmekte. Bir saniyede hayatini değiştirme karari verebilirken aylarca düşünüp bir küçücük adım atamamakta. Bir sırt çantasi dünyayı dolaşmaya yeter sanıp 'Bu benim hayatim , istedigim gibi yasarim' a deli gibi inanmaktadir. Dünyaya tek başına karsi koyarsin sanmaktadir. İsin sirri hayat seni yontmaya eğmeğe bükmeye çalışırken ; mantık, duygularla savaşa girismişken , yine de hayata meydan okuyabilmektedir.
16 Ekim 2012 Salı
Sımsıkı yapışmıştı elindekilere,
kaptırmamak için gelip geçene.... Uzun zamandır da fırsatı olmamıştı avucunu
açıp bakmaya ; düşünmemişti bile gerçekten lazım mıydı avucundakiler hala ya da
en kolayı mı buydu ? Kötü hissetmez miydi insan kendini elde avuçta bir şey
kalmayınca....Ondan mıydı bu sadakat? Gerçekten eksik hisseder miydi acaba
bırakıverince usulca elindekileri. Hem bırakınca bir kez olsun, kaybetmiş mi
sayılırdı onları ?Onca yılın sadakati, özverisi o kadar da vefasızca terk mi
ederdi o sıcacık yuvasını? O anda şimşek gibi çaktı beyninde tüm sorularının
tek cevabı: 'İşte' dedi 'işte bu emin olamama halidir insanı vazgeçirmeyen
avucundakilerden....' .Çok geçmeden bir bakın derim elinizdekine,
avucunuzdakine... Belki de sadece elinizi meşgul ediyordur....Aslında onlar olmadan
da siz aynı sizsinizdir belki de...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

