28 Ekim 2012 Pazar

46 oldu.....


O değişik bir adam ; seçkin zevkleri olan biri. Jazz, Blues dinliyor, Sade'den , Nat King Cole 'dan Phil Collins'den keyif alıyor. Norah Jones dedin mi akan sular duruyor. Arkadaş muhabbetlerimizde ilerleyen saatlerde, O, bizim aksimize asla Ahmet Kaya’ya bağlamıyor. Herkes Tarkan hayranıyken o Musti diyor. Sezen Aksu ona hitap etmiyor. O Ajda'cı. Pazar sabahları mutlaka Western seyretmek istiyor. Stewart Granger, Clint Eastwood , John Wayne favori aktörleri. Ona göre magazin programları hiç eğlenceli değil. Kışın bile tatil yapacaksa Bodrum, Marmaris, hatta Kaş, Kalkan 'a gidilmeli ona göre. Uludağ'da Kartalkaya'da kaymaya gitmek son derece fuzuli. Motorsiklete binilecekse Chopper, tekneyle gezilecekse Gulet, araba alınacaksa Mustang , arabada müzik dinlenecekse frekansımız Lounge FM olmalı. Sevdikleri sevmedikleri konusunda da son derece fanatik.  Atatürk'ün portesi evin salonunda asılı olmalı, rakı içilecekse kadeh öyle her seferinde tokuşturulmamalı, şarkı söylenecekse Şecaattin Tanyerli'den bir tango patlatılmalı, bir yere gidilecekse mutlaka vaktinde orada olunmalı, bir spor yapılacaksa o mutlaka Beşiktaş armalı bir formayla yapılmalı, hergün mutlaka Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan okunmalı. Ayakları yere basan, risk almayan, fazlasıyla gerçekçi yapısı hayal kurmasına bile izin vermezken evrenden istemek, pozitif düşünmek, melekleri yardıma çağırmak gibi kavramlar onu sadece güldürüyor. Bunun yanında şehit haberlerinde hüngür hüngür ağlayıp günlük hayata dair haberlerde bile gözleri yaşarabiliyor. Ona göre bir evde kadının görevleri , erkeğin görevleri diye birşey yoktur.Kendi başına evin eşyalarının yerini değiştirmek, deep freezedeki şeyleri ayıklamak, bardakların yerini değiştirmek, evdeki bazı eşyaları birilerine vermek onun sıklıkla yaptığı şeyler. İlaç çekmecesi rutin aralıklarla kontrol edilir, tarihi geçmişler atılır, bazıları kullanılmış ilaçların boş bölümleri kesilir. Ona göre balık asla deep freezede saklanmaz , cüzdan her akşam aynı yere konur, evdeki çiçekler düzenli olarak sulanır,eve girdiğimizde yapılacak ilk şey balkonu yıkamaktır. Her konuda bilgisi vardır; ki bu yüzden de profesördür onun arkadaş meclisindeki lakabı. Yapılan her öneriye birinci saniyede verdiği desteklemeyen tavırdan ötürü de muhalefete çıkmıştır adı ama herkes bilir ki en çok da o keyif alacaktır yapmaya yanaşmadığı aktiviteden. Böyle ardı ardına sıralayınca daha net görülüyor ki bir renktir , bir çeşittir O hayatlarımızda. Yokluğu fark edilir, varlığı lezzet katar sofralara…..

25 Ekim 2012 Perşembe

Bayrama dair

Biz senin cok sevdigin gibi toplaniyoruz gene her bayram canim babam. Annem her zaman yaptigi gibi ziyafet sofrasi kuruyor gene. Onlarca insan sen oradaymissin gibi kosa kosa gene geliyor BIZIM evimize. Sadece bulusma yerimiz degisti. Hemen BIZE gitmiyoruz, once senin yanibasinda bulusuyoruz artik. Seninle bayramlasarak basliyoruz herzaman yaptigimiz gibi gune. Evet birkac bayramdir biraz buruk basliyor bayram sabahlarimiz. Ben pek sevmiyorum acikcasi bu bayramlari artik. Ama etrafa bakinca BIZIM evde seni hissediyorum cok fazla. Tanisamadiklarin var aramiza sen gittikten sonra katilan. Tanisan hepsini cok severdin. Onlar sanki seni taniyor gibiler. Comertliginden , paylasmayi ne kadar sevdiginden,misafirperverliginden bahsetmedigimiz bir bayram yok cunku. Bir yerlerden sofranda oturan onlarca insana bakip gulumsedigini bilmek bile guzel. Her bayramda ozlemek var malesef seni.

19 Ekim 2012 Cuma

İşin Sırrı

İçindeki çocuğu öldürmemektedir işin sirri. Gülebilmekte gözünden yaş gelinceye kadar.... Gündüzken hayallere dalabilmek, deli gibi özlemektedir.. Sevginden çıldıracağını sanarken öfkeden delirebilmekte. Bir saniyede hayatini değiştirme karari verebilirken aylarca düşünüp bir küçücük adım atamamakta. Bir sırt çantasi dünyayı dolaşmaya yeter sanıp 'Bu benim hayatim , istedigim gibi yasarim' a deli gibi inanmaktadir. Dünyaya tek başına karsi koyarsin sanmaktadir. İsin sirri hayat seni yontmaya eğmeğe bükmeye çalışırken ; mantık, duygularla savaşa girismişken , yine de hayata meydan okuyabilmektedir.

16 Ekim 2012 Salı

Sımsıkı yapışmıştı elindekilere, kaptırmamak için gelip geçene.... Uzun zamandır da fırsatı olmamıştı avucunu açıp bakmaya ; düşünmemişti bile gerçekten lazım mıydı avucundakiler hala ya da en kolayı mı buydu ? Kötü hissetmez miydi insan kendini elde avuçta bir şey kalmayınca....Ondan mıydı bu sadakat? Gerçekten eksik hisseder miydi acaba bırakıverince usulca elindekileri. Hem bırakınca bir kez olsun, kaybetmiş mi sayılırdı onları ?Onca yılın sadakati, özverisi o kadar da vefasızca terk mi ederdi o sıcacık yuvasını? O anda şimşek gibi çaktı beyninde tüm sorularının tek cevabı: 'İşte' dedi 'işte bu emin olamama halidir insanı vazgeçirmeyen avucundakilerden....' .Çok geçmeden bir bakın derim elinizdekine, avucunuzdakine... Belki de sadece elinizi meşgul ediyordur....Aslında onlar olmadan da siz aynı sizsinizdir belki de...